Böbrek kanserinin belirtileri

Erken saptanabilen böbrek kanserlerinde cerrahi ile tam tedavi sağlama şansı oldukça yüksek. Bu nedenle hastalığın belirtileri ile ilgili bilgi sahibi olmak büyük önem taşıyor.
Böbrek kanseri, nadiren erken belirti verir. Genellikle tesadüfen bulunur. Örneğin safra kesesi gibi başka bir organın incelemesinde veya başka nedenlerle düzenli kontrol yapılanlarda. Herhangi bir kan testi ile erken uyarı almak mümkün olmadığı için, böbrek tümörünün tespiti artık biraz şansa kalmaktadır. En sık görüldüğü zaman 50-70 yaş arasıdır. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha fazla rastlanır.
Belirtileri:
Hatırda tutmak gerekir ki, aşağıdakilerin hiçbiri erken dönem belirtileri değildir.
İdrarda kanama
Sırt, karın veya yan ağrısı; tümör ancak etrafına fazla yayılmaya başlayınca olur.
Böğürde ele gelen kitle; tümör iyice büyüdüğünde hissedilebilir.
Yorgunluk, halsizlik
Kemik ağrıları
Kilo kaybı
Nedeni bulunamayan ateş
Bacaklarda ve ayak bileklerinde ödem
Yayıldığı organa göre akciğer, karaciğer, beyin gibi organlara ait belirtiler verir. Ama tekrar etmek gerekirse, bunları hisseden herkesin telaşa kapılması gereksizdir çünkü çok nadir görülen ve geç dönem bulgularıdır.
Teşhis:
Bazen idrarda kanama erkenden görülebilir ama idrarda kanama olunca öncelikle idrar yolu enfeksiyonu ve mesane kanseri, böbrek taşı, prostat hastalığı açısından araştırma yapılır. Bazı laboratuvar testleri kandaki tahlillerde ipucu verebilir. Bunun için doktorun değerlendirmesiyle pek çok şey açıklığa kavuşur. Hekim hastaya aile öküsünü ile kendi özgeçmişini sorar ve muayane eder. Şüpheli durumlarda kan testleri, idrar tahlili ve sitolojjik inceleme ister. Böbreklerin ve idrar sisteminin görüntülenmesi için ilaçlı böbrek filmi (İVP), ultrason, bilgisayarlı tomografi, MR, angiografi yapılabilir. Bazı durumlarda böbrekteki kitleden iğne ile parça ve sıvı alınması gerekir ve hemen hasta başında patoloji uzmanı tarafından kanser varlığı açısından değerlendirir. Durum hala netliğe kavuşmamışsa, teşhisini ameliyatla konulması gerekir.
4/11/2009, Kategori: Genel Sağlık : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
Domuz gribinden koruyan doğal kürler

Domuz gribinden doğal kürlerle korunmanın yollarını biliyor musunuz?
Domuz gribi yurt genelinde hızla yayılırken koruyucu önlemler de artıyor. temizliğin önemli olduğu kadar sağlığı koruyucu doğal kürler de korunmada büyük önem taşıyor. Doğal besinlerle nasıl korunacağımız konusunda Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu ile görüşen
Nilgün Yıldız yazısını bizlerle paplaştı,
Grip virüsü sürekli mutasyon geçirmektedir. Yani, genetik yapısını değiştirmektedir. Her yıl geliştirilen grip aşısı bir önceki yıla ait grip aşısından farklıdır. Genetik yapısını sürekli değiştiren grip virüsü zaman içerisinde kendine uygun (çoğalabileceği) farklı konaklar bulabilir. Zaman içerisinde değişen genetik yapılarından dolayı hayvanlara konak olarak yerleşebilmiştir.
Gripten korunmak için ne yapılmalı?
İnsanların toplu halde bulundukları (otobüs terminalleri, hava alanları gibi ) ortamlarda uzun bekleme yapılmaması, kapalı mekan eğlence yerlerinde mümkün olduğu kadar tercih edilmemeli. El temizliğine özen gösterilmeli. Anti bakteriyel mendillerin grip virüsüne karşı bir koruyucu olmadığının bilinmesi; el temizliğinin mutlaka akar su altında sabunla yapılması gerekir. Yakın temastan kaçınılması (el sıkışmak, öpüşmek) gerekir. Karaciğer metabolizmasının ve bağırsak florasının sağlıklı çalışması gribe karşı savunmada önemlidir.
Domuz gribinden korunmak için ne yemeliyiz?
C vitamini bakımından zengin sebze ve meyvelerin tercih edilmesi (narenciye, brokoli, trabzon hurması, turp, kuru soğan) yenilmeli.
Uygulanması gereken koruyucu ve önleyici bitki kürleri nelerdir?
Akşam yatmadan ve sabah evden çıkmadan adaçayı gargarası yapılması gerekir.
Grip sonrası hangi bitki türü iyi gelir?
Haftada 3-4 kez kabuk tarçın veya kök zencefil çayı tercih edilmelidir.
Yapılması sakıncalı olan şeyler nelerdir?
Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır tatlılardan (baklava, kadayıf, şöbiyet, ekmek tatlısı) ve kızartmalardan (sebze ve et) uzak durulmalıdır.
Gribe karşı yardımcı tedavi kürleri
1. Maydanoz-limon kürü
2. Özellikle de soğan kürü güçlü bir önleyicidir.
Aynı anda 2 kür uygulamayınız. En etkili olan soğan kürüdür.
Maydonoz-limon kürü
15-16 adet maydanozu (gövde saplarıyla beraber) blendırın içerisine atınız. Üzerine taze sıkılmış iki yemek kaşığı limon suyu ilave ediniz. Yaklaşık 125 ml (yarım bardaktan biraz fazla) klorsuz su ilave ettikten sonra blendırı bir-iki dakika çalıştırınız. Blendır’daki içeriği bir bardağa boşaltınız ve sabah kahvaltısından 15 dakika önce içiniz. Her defasında taze hazırlanmalıdır. Bu kür, her sabah 15 gün buyunca uygulayınız ve beş gün ara veriniz. Beş gün aradan sonra aynı kür 15 gün boyunca tekrarlayınız.
Soğan kürü
Kaynamakta olan bir buçuk su bardağı klorsuz suyun içerisine ince kabuğu soyulmuş orta boy bir kuru soğanı dörde bölüp atınız. Beş dakika ağzı kapalı olarak kaynatınız. Ilıyınca içiniz. 15 gün boyunca aç karnına günde iki kez içiniz (öğleden evvel ve öğleden sonra)
Her defasında taze hazırlanmalıdır. Kullanılacak olan kuru soğan, pazarlarda satılan açık kahverengi kabuklu yemeklik soğandandır. Özellikle bembeyaz soğan aramaya gerek yoktur. Beyaz, kırmızı ve mor soğan kullanılmamalıdır.
Adaçayı
Yaklaşık bir su bardağı kaynamakta olan klorsuz suda bir tatlı kaşığı taze adaçayı on dakika ağzı kapalı olarak kısık ateşte demlenir. Demleme süresi tamamlandıktan sonra bitki daha fazla suyunun içinde bekletilmez, mutlaka süzüp ayrılır. Günde iki-üç defa gargarası yapılır. Ayrıca, beraberinde bir ay boyunca her gün bir çay bardağı adaçayı içilir. Hazırlanan gargara 48 saat bozulmadan banyo dolabınızda durabilir.
3/11/2009, Kategori: Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
Balı süt ve çayla karıştırmayın...

Balın 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalması halinde besin değerini yitirdiği belirtildi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Güler, balın 43 derecenin üzerinde ısıya maruz kalması halinde besin değerini yitirdiğini, bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan balın tatlandırıcıdan öteye geçmeyeceğini söyledi.
"Domuz gribi" ile birlikte birçok hastalık için vücut direncinin artırılması için beslenme uzmanları tarafından tavsiye edilen, yüz yıllardır şifa kaynağı olarak gösterilen balın nasıl tüketileceği de önem taşıyor.
Uzun yıllardır arıcılık üzerine araştırmalarını sürdüren Doç. Dr. Ahmet Güler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, balın besin değeri korunarak tüketilmesinin son derece önemli olduğunu vurguladı.
İçinde yararlı enzimler, proteinler, asitler, vitamin ve mineraller bulunduran balın besin değerinin son derece yüksek olduğunun altını çizen Güler, balın adeta bir enerji ve şifa kaynağı olduğunu hatırlattı.
Balın yüksek derece ısıda besin değerini yitirdiğine işaret eden Güler, şu bilgileri verdi: "Bal 43 derecenin üzerinde sıcaklığa maruz kaldığında besin değerini yitirir, bu derecenin üzerinde süt veya çaya konulan bal tatlandırıcıdan öteye geçmez. Ilık süt, su veya meyve suyuna, çaya konulabilir. Balın kaynatılması ise bütün besin değerini yitirmesine neden olur. Bal yüksek ısıda kaynatıldıktan sonra tüketiciye sunulduğunda buna kesinlikle bal diyemeyiz."
-"KRİSTALLEŞEN BAL KALİTELİDİR"-
Doç. Dr. Ahmet Güler, balın kristalleşmesinin ise halk arasında sanıldığı gibi şekerleşmediğini, bunun "Bal üretiminde şeker kullanıldığını göstermediğini söyledi.
"Kristalleşen bal kalitelidir" diyen Güler, balın kristalleşmesinin üretilen bitki çeşidine ve üretim yapılan yerin rakımına bağlı olduğunu kaydetti.
Balın buzdolabına konulmaması uyarısında da bulunan Doç. Dr. Güler, buzdolabında balın yapısının bozulacağını hatırlatarak, en iyi saklama koşulunun oda sıcaklığında güneş almayan bir yer olduğunu sözlerine ekledi.
28/10/2009, Kategori: Beslenme - Diyet : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
Gripte çare sizsiniz!

İşte gripten korunmada hayati önem taşıyan noktalar...
Beslenme uzmanı Dilara Koçak bağışıklık sistemini güçlendirmenin ve gripten korunmanın yollarını anlattı. Soğuk algınlığı ve grip mevsimi geldiği zaman, birçok insan şifa bulmak için ecza dolabına yönelenir, gerekli durumda tabii ki ilaç takviyesi önemlidir. Ancak ecza dolabı yanında mutfak dolabı ve buzdolabı da önemli bir savaşçıdır. Özellikle riskli grup olarak gördüğümüz çocuklar, hamileler ve yaşlılar için beslenme, bu dönemde daha da büyük önem kazanır.
Bağışıklık sisteminin tüm sağlık durumundan etkilenmesi konusunda hiç şüphe yok. Ve ölçülü bir beslenme konusunda tüm dünya beslenme uzmanları birleşiyor. Renklerine göre sebze ve meyvelerde bulunan gıdalar, bağışıklık sisteminin fonksiyonunu destekleyen antioksidanlar olarak görev yapar. Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü Yardımcı Direktörü Prof. Dr. George L. Blackburn, “Beslenmenin, bağışıklık sisteminde çok önemli bir yeri vardır. Bir veya daha fazla gerekli gıdanın eksikliği, bağışıklık sisteminin en üst derecede işlev görmesini engeller” diyor.
Dengeli beslenme
Ölçülü ve dengeli beslenmenin; gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlandığını, böylece ihtiyacımız olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri de alacağımızı artık biliyoruz. Bugünkü yazımda, bunun için ne yapmamız gerektiği üzerinde durarak, bu mevsimi daha sağlıklı geçirmeniz için size ışık tutmaya çalışacağım.
Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için özellikle antioksidan özelliği olan A, C ve E vitaminlerinden yeteri kadar almak gerekir. Bu vitaminler bağışıklık sistemimizi güçlendirerek tüm hastalıklara karşı daha dirençli olmamızı sağlar.
Bu vitaminleri, ülkemizde bolca bulunan turunç-giller, havuç, brokoli, kabak, brüksel lahanası, karnabahar, mandalina, nar, maydanoz, roka, tere gibi sebze ve meyveleri tüketerek alabiliriz. Ancak omega 3,umuzun gribal enfeksiyonlara karşı korunmasında etkili olacaktır. Ancak faydalı diye günde iki bardak portakal su içerseniz, fark etmeden dört porsiyon meyve tüketirsiniz. Bu nedenle (eğer şişmanlamaya çalışmıyorsanız) bu meyveleri posası ile yemenizin, miktarı dengelemenize yardımcı olacağını hatırlatmak istiyorum.
Soğuk günlerde asitli içecekler, yerine bitki çayları daha doğru bir seçim olacaktır.
Yemeklerde veya öğün aralarında bol miktarda ve çeşitli renklerde salata yemek de bize bu vitaminleri sağlayacaktır.
C vitamini kaybını önlemek için, salataların da meyve sularında olduğu gibi, yenmeden hemen önce hazırlanması daha doğrudur.
Kış hüznüne karşı Omega 3
Yorgunluk ve kış hüznüne karşı Omega 3 yağ asidi doğru seçimdir. Balık bunun için iyi bir kaynaktır, ceviz, keten tohumu, semizotunda da bulunur. Vitamin yetersizlikleri erken dönemlerde klinik belirti vermez bu nedenle eksikliğini geç fark ederiz. Ancak ruh halinizi ve motivasyonunuzu olumsuz yönde etkiler. B ve C vitaminleri ile folik asidin, demir, magnezyum, potasyum, selenyum ve çinkonun yorgunluk azaltıcı, enerji artrııcı etkilerinden yararlanmalısınız.
Bağışıklık sistemini güçlendiren kış meyveleri
Vücut direncini artırır
Elma, içeriğindeki E ve C gibi antioksidan vitaminlerle bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklara karşı vücut direncini artırır. Lif ve flavanoidler ise sağlığın devamlılığı konusunda elmayı besin öğelerinin yıldızı yapar. Elmada bulunan çözünen ve çözünmeyen lifler toksik maddelerin dışkı ile atılmasını sağlayarak kansere karşı koruyucu aktivite gösterir. Çözünmeyen lif, LDL kolesterolü tutarak vücuttan dışarı yollarken, çözünen lif olan pektin ise karaciğerde üretilen LDL kolesterol miktarını azaltır.
Serbest radikallerin korkulu rüyası Armut, içerdiği fosfor ve B vitaminiyle zihinsel yorgunluğu giderir. Çözünür lif sayesinde kolesterol seviyesini dengeler. Çözünmeyen lif ise bağırsakların düzgün çalışmasını sağlar. C vitamini ve bakır içeriği yüksektir. Tıpkı elma gibi armut da antioksidan etkisiyle vücudu serbest radikallere karşı korur. İyice yıkan-dıktan sonra kabukları ile tüketilmesi daha sağlıklıdır.
Gribe karşı koruyucu etkili
Antioksidan kapasitesi oldukça zengin olan nar önemli mik-tarda potasyum, lif, C ve A vitamini ve niasin içerir. Kış aylarında bağışıklık sistemini de güçlendirdiği için gribe karşı koruyucu olarak tüketilmesi gerekir. Kolesterolü düşürür, kalp sağlığını korur ve antioksidan içeriğinin gücü ile de kansere karşı koruyucu etki yaratır.
Savunma mekanizmasına destek kuvvet
Portakal özellikle içerdiği zengin C vitamini ile vücudun savunma mekanizmasını kuvvetlendirir. C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içerir. İçeriğindeki potasyum tansiyonun dengelenmesine yardımcı olur. Ayrıca, içerdiği vitaminler ve antioksidanlar sayesinde de, kanın pıhtılaşmasını, mide ve pankreas kanserine karşı koruyucu etkilidir.
Kan dolaşımını hızlandırır
Mandalina, içerdiği zengin C vitaminiyle, bedenimizin hastalıklara karşı direnme gücünü artırır. Yüksek orandaki potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Kalp hastalıklarına karşı iyi bir ilaçtır, kılcal damarlardaki kan dolaşımını hızlandırır.
28/10/2009, Kategori: Genel Sağlık : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
Sonbahar Hastalıklarından Korunma Yolları

Sonbahar hastalıkları denilince akla ilk olarak bu mevsimde iklimsel, sosyal ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan veya sıklığı artan hastalıklar gelmektedir.
Bunların çoğunluğu enfeksiyon hastalıkları, yani mikrobik hastalıklardır. Sonbaharda havanın soğuması, hava kirliliğinin artması, toplu ve sıkışık ortamlarda yaşam, okulların açılması ile özellikle çocukların rezervuar olduğu soğuk algınlığının sürekli bulaşması bu hastalıkların oranını artırmaktadır.
Vücudumuzun direncini kıran bir çok değişiklik de bu artışa katkıda bulunur. Güneş ışınlarından daha az yararlanırız, fiziksel stres sıcak havalara göre daha fazladır, cilt soğuğa bağlı olarak kurur ve bütünlüğü kolayca bozularak enfeksiyon ve alerjik reaksiyonlara eğilimi artar, burun ve ağız içini döşeyen mukoza dediğimiz dokuların soğukla kuruması ve koruyucu mekanizmaların iyi çalışamaması mikropların vücuda kolayca girişine neden olur, beslenmede daha ağır ve sağlıksız besinlere yönelinir, hareketsizlik artar ve metabolizma kötü yönde etkilenir.
Sonbaharda sıklığı artan enfeksiyon hastalıkları soğuk algınlığı, nezle, grip (influenza), tonsillit ( bademcik iltihabı ), farenjit (boğaz iltihabı ), larenjit (ses telleri bölgesi olan larenksin iltihabı ), sinüzit, otitis media (orta kulak iltihabı ) bronşit ve pnomoni (Zatürree) dir.
Soğuk algınlığı, nezle ve grip virus denilen çok küçük mikroplarla oluşan hastalıklardır. Belirti olarak halsizlik , ateş boğazda yanma, burun tıkanıklığı veya akması, kas ağrıları olur.
Bakteri denilen, antibiyotiğin etkilediği mikroplarla olan tonsillit, farenjit larenjit gibi enfeksiyonlarda ise şiddetli ateş ve boğaz ağrısı, ses kısıklığı, gıcık tarzında öksürük ve kırgınlık oluşur. Orta kulak iltihabında ise en belirgin özellik şiddetli kulak ağrısıdır.
Akut Sinüzitte başağrısı burun tıkanıklığı başın ön kısmı ve elmacık kemikleri üzerinde dolgunluk hissi tipiktir. Akut bronşit ve zatürreede öksürük, kirli renkte balgam, nefes darlığı, göğüs ağrıları tabloya eklenir.
Virüslerle oluşan enfeksiyonlar antibiyotiğe ihtiyaç göstermeden iyileşirler. İstirahat, bol sıvı alımı, vitaminler, ağrı kesiciler ve halk arasında antigripal adı ile bilinen dekonjestan- antihistaminik ilaçlarla iyileşir. Yalnızca gripte (influenza) özel virus ilaçları kullanılır.
Basit enfeksiyonlarda belirtiler 2-3 günde hafifler ve geriler. Daha çok bakterilerle olan tonsillit, farenjit, sinüzit ve orta kulak iltihabı gibi enfeksiyonlarda ise antibiyotik gerekebilir. Bu nedenle doktora başvurmak lazımdır. Temel prensip olarak 2-3 günde gerilemeyen belirtiler sözkonusu ise bir sağlık kuruluşuna başvurulması önerilir. Özellikle grip (İnfluenza) ve bakteriyel enfeksiyonlarlar tedavi edilmezse enfeksiyonların ilerlemesi sonucu ölüme kadar giden komplikasyonlara yol açabilirler.
Bu enfeksiyonlar en sık çocuklarda görülür. Yaşlılar ve şeker hastalığı , astım gibi kronik hastalığı olanlar diğer risk grubunu oluştururlar. Erişkinlerde ise vücudu dirençsiz kılan aşırı yorgunluk, stress, beslenme düzensizliği, soğuğa maruz kalma gibi durumlarda hastalık görülme sıklığı artar.
Meslek grubu olarak sağlık çalışanları, polis, itfaiye görevlileri, öğretmen ve asker gibi toplumsal işler yapan ve dış etkenlere daha çok maruz kalan gruplar risk altındadır. Okullar, kalabalık işyerleri ve ofisler, fabrikalar, bakımevleri gibi yerler, hastalığın kolayca yayıldığı ortamlardır.
Grip bu hastalıklar içerisinde aşı ile korunulabilen en önemli hastalıktır. Hastalığın toplumda yayılmasını önlemek ve risk grubu olarak adlandırılan insanları korumak için her yıl grip aşısı yapılması önerilmektedir. Grip aşısınının önerildiği gruplar :
• 6 ay- 18 yaş arası çocuklar ve gençler
• Kronik akciğer hastalığı olanlar ( Kronik Bronşit, Astım vb.)
• Bütün kalp damar hastaları (Yalnızca Hipertansiyonu olan hastalarda mutlak zorunlu değildir)
• Kronik böbrek, karaciğer hastalığı ve şeker gibi metabolik hastalığı olanlar
• Vücudu savunma sistemini zayıflatan kortizon veya immunsupresif denilen ilaçları kullananlar
• AIDS, kanser gibi vücudu direncini düşüren hastalığı olanlar
• Solunum sistemi çalışmasını bozan akciğer5 dışı hastalığı olanlar (Omurilik felçlileri, kas ve sinir sistemi hastalığı olanlar)
• Huzurevi ve bakımevinde kalanlar
• Hamileliğinde 3 ayı tamamlayan tüm hamileler
• Grip sezonu (sonbahar ve kış) hamile kalma olasılığı olanlar
• 50 yaş üstü erişkinler
• Sağlık personeli ve itfaiye polis gibi önemli, yaygın kamu hizmeti yapanlar
Liste her geçen gün genişlemekte ve toplumda korunma amacıyla nüfusun kalabalık olduğu yarlarde neredeyse toplumun tümünü aşılamaya doğru bir gidiş olduğu gözlenmektedir.
26/10/2009, Kategori: Genel Sağlık : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
TRT'nin 2010 Eurovision adayı Emre Aydın

Önümüzdeki yıl Eurovision’a erkek sanatçı gönderme kararı alan TRT yönetimi rockçı Emre Aydın’da karar kıldı.
2009 Erovizyon’ da Norveç’ in yakışıklı şarkıcısından etkilenmiş olacaklarki TRT bu yıl erkek sanatçıdan yana tercihini kullandı.
2010 yılının Mayıs ayında Norveç’te gerçekleştirilecek olan 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda, Türkiye’nin son dakika değişikliği olmazsa Emre Aydın tarafından temsil edileceği öğrenildi. TRT yönetiminin, 15’inci MTV Avrupa Müzik Ödülleri’nde “Avrupa’nın En İyi Sanatçısı” ödülünü alan Emre Aydın’ı öncelikli tercih olarak belirlediği, alternatif olarak ise Murat Boz isminin gündeme geldiği ifade edildi.
habere göre TRT yönetiminin yarışmaya bu yıl öncelikle erkek solist gönderme kararı alması nedeniyle Emre Aydın’ın ismine ağırlık verdiği, alternatifler arasında ise Murat Boz’un yanı sıra Şebnem Ferah ile Grup Manga’nın bulunacağı öğrenildi. Aralık ayında yarışacak ismi resmen açıklayacak olan TRT, bu adaya beste yapması için bir süre tanıyacak. Sanatçı tarafından getirilen 3 beste müzik prodüktörlerinden oluşan bir komisyonun beğenisine sunulacak ve yılbaşında kamuoyuna açıklanacak.
23/10/2009, Kategori: Tv - Magazin : Yorum (0) : Yorum yaz! : Arkadaşına Gönder!
<- Önceki Sayfa : ANASAYFA : Sonraki Sayfa ->
